Çin’in Nükleer Enerji Dalgası: 2030 Hedefleri ve Enerji Karışımında Dönüşüm
Çin, son yıllarda enerji üretiminde küresel eğilimlerden bağımsız hareket ederek güçlü bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bir yandan güneş ve rüzgâr yatırımlarını sürdürürken, diğer yandan enerji güvenliğini artırmak amacıyla nükleer kapasitesini de önemli ölçüde genişletiyor. Özellikle veri merkezleri, elektrikli araçlar ve sanayinin büyümesi elektrik talebini artırdıkça, kesintisiz enerji için nükleer enerji kritik bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi, 2026-2030 dönemini kapsayan 15. Beş Yıllık Plan kapsamında bu stratejisini güçlendirdi. Hedef, 2030 yılında kurulu nükleer güç kapasitesini yaklaşık 110 GW’a çıkarmak; böylece kömürden uzaklaşan enerji ihtiyacını çeşitli kaynaklarla karşılamayı amaçlamak. Çin, sekiz yeni nükleer reaktör için onay verdi ve Zhejiang, Guangdong, Liaoning ile Shandong eyaletlerinde gerçekleştirilecek projeler toplam yatırımını yaklaşık 170 milyar yuan (yaklaşık 25,2 milyar dolar) aşması bekleniyor. Onaylanan reaktörlerden altısı üçüncü nesil Hualong One, diğer ikisi ise daha yüksek kapasiteli Guohe One (CAP1400) tasarımını kullanacak.

Bu adımlar, 2026-2030 dönemi sonrası uygulanmaya başlanacak yeni beş yıllık planın ilk büyük nükleer genişlemesi olarak görülüyor. 2022’den bu yana onay süreçlerinde hızlanma yaşanan Çin’de, 2024’te 11 ve 2025’te 10 yeni ünite onaylanmıştı. Böylece Çin, mevcut santrallerin işletilmesiyle sınırlı kalmayıp dünyanın herhangi bir ülkesinden daha ölçekli inşaatlar yürütüyor. ABD’yi geride bırakarak dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi olma yolunda ilerleyen Çin, şu anda toplam kurulu gücü yaklaşık 68,5 GW olan 60 reaktörü işletiyor; buna ek olarak yaklaşık 69,5 GW kapasiteli 58 ünite inşa halinde bulunuyor. Bu mevcut inşa hızları, 110 GW hedefinin gerçekçi olabileceğini gösteriyor ve hedef gerçekleşirse küresel sıralamada öne çıkacak. Çin’in enerji ihtiyacı rekor kırıyor ve Temmuz 2026’nın başında elektrik şebekesindeki yük, 1,553 milyar kilowata ulaştı.
Enerji tüketiminin bu denli hızlı artması, hava koşullarına bağlı yenilenebilir kaynakların tek başına yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Nükleer santraller ise yüksek kapasite faktörleri sayesinde 24 saat boyunca güvenilir üretim sunuyor ve bu nedenle büyük sanayi tesisleri ile veri merkezlerinin ihtiyaçlarını karşılamada kilit bir rol üstleniyor. Böylelikle Çin’in stratejisi, sadece kömürü azaltmakla sınırlı kalmıyor; güneş, rüzgâr, hidroelektrik, nükleer ve enerji depolama kapasitesini birlikte büyüterek daha karmaşık bir elektrik sistemi kurmayı hedefliyor.
Çin’in enerji politikasında görülen değişim, kömür payının da gerilemesini tetikledi. 2026’nın ilk yarısında kömürün toplam üretimdeki payı ilk kez %50’nin altına geriledi ve %49,7 olarak kaydedildi; bu dönemde yenilenebilir enerji payı %41,2’ye çıktı. Nükleer yol haritası ise 110 GW ile sınırlı kalmayıp, Nükleer Enerji Derneği’nin öngörülerine göre 2040’ta yaklaşık 200 GW, 2050’de ise 335 GW’a ulaşma yönünde genişleyebilir. Yeni plan, üçüncü nesil basınçlı su reaktörü teknolojilerine odaklanırken, ileri aşamalarda küçük modüler reaktörler ve dördüncü nesil çözümler üzerinde de çalışmaların hızlandırılacağını gösteriyor.