Siber Nükleer Güç Dengesi: Çin’in Yükselişi ve Küresel Stoklar Üzerindeki Etkisi
Ukrayna’da uzun süren çatışmalar ve Orta Doğu’daki gerilimler, nükleer silahların eskisinden daha sık ve ciddi bir tehdit olarak gündeme gelmesine yol açtı. Son dönemde nükleer silahlar ve kıtalararası balistik füzeler (ICBM) yeniden güç dengelerini değiştirebilecek bir konu olarak öne çıkıyor. Artık bu yarışın merkezinde sadece ABD ve Rusya yok; Çin de, son yıllarda silah kapasitesini hızlıca genişleten bir aktör olarak öne çıkıyor.

SIPRI’nin en güncel raporu, Çin’in nükleer savaş başlığı sayısının 2026 itibarıyla yaklaşık 620’ye ulaştığını ortaya koyuyor. Rapor, Pekin yönetiminin yalnızca başlık sayısını artırmakla kalmadığını; yeni nesil nükleer sistemler geliştirmeye de yoğunlaştığını vurguluyor. Eğer bu hızlı büyüme sürerse, Çin’in 2030’a kadar ICBM sayısında ABD ve Rusya seviyesine yaklaşabileceği; bu da mevcut dengenin yeniden şekillenebileceğini gösteriyor. Ayrıca Çin’in kuzey bölgelerindeki üç büyük füze silosu sahasında yüzlerce füzeye yer açtığı ve doğudaki dağlık bölgelerde yeni silo alanlarının inşa edildiği belirtiliyor; bu silah altyapısı 2025 yılındaki büyük askeri gösteride kamuoyuna da sunulmuştu.
ABD ve Rusya hâlâ toplamda ön planda olmaya devam ediyor. SIPRI’nin verilerine göre ABD’de yaklaşık 3.700, Rusya’da ise yaklaşık 4.400 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Çin’in 2030’da 1000 başlık barajını aşması durumunda bile, bu üç ülke arasındaki payın yaklaşık dörtte biri seviyesinde kalacağı ifade ediliyor. Ancak uzmanlar için en dikkat çekici nokta, Çin’in büyüme hızının diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksek olması.
Dünya Genelinde Nükleer Cephanelikler SIPRI raporu ayrıca küresel ölçekteki trendi gösteriyor: toplam nükleer savaş başlığı sayısı yaklaşık 12.187, bunların yaklaşık 9.745’i aktif stoklarda ve ~4.012’si ise füzeler ve hava araçları üzerinde konuşlu durumda. Hindistan’ın stoklarını artırdığına dair işaretler var; toplam başlık yaklaşık 190’a ulaştı, bunların 12’si aktif olarak konuşlandırılı halde. Diğer büyük güçlerden Birleşik Krallık, Fransa ve Pakistan’da ise belirgin bir artış gözlemlenmiyor.
Emekliye ayrılmış başlıkların imhasında yavaşlama eğilimi de dikkat çekiyor. Soğuk Savaş’ın ardından stokların küçülmesini sağlayan bu süreçte, ilk kez anlamlı bir duraksama yaşanabileceği ifade ediliyor. ABD ve Rusya’nın modernizasyon programları sürerken, aydınlatıcı şeffaflık ve kriz yönetimi kanallarının zayıflaması potansiyel bir öngörülemezlik kaynağı olarak öne çıkıyor. Bu durum, dünyayı yeniden uzun vadeli bir nükleer silahlanma yarışının eşiğine getirebilir mesajını güçlendiriyor. Özellikle Çin’in hızlı yükselişi, sadece Asya-Pasifik bölgesinin değil, küresel güvenlik mimarisinin de yeniden şekillenebileceğini işaret ediyor.