F-35 Olayı: Gizli Savaşta Isı İzleri ve Pasif Tespit Sistemlerinin Rolü
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından doğrulanan olayda, İran hava sahasında görev yapan bir Amerikan F-35’in hasar görerek acil iniş yapmak zorunda kalması, modern savaş teknolojilerinin sınırlarını yeniden gündeme getiriyor. Uçak güvenli üsse indi ve pilotun durumu iyi olarak açıklandı; however, hasarın kaynağına dair soruşturma sürüyor. İran ise Devrim Muhafızları’nın hava savunma sistemleriyle F-35’i tespit edip vurduğunu iddia ediyor ve buna ilişkin termal görüntüler paylaştı. Bu görüntüler bağımsız olarak doğrulanmasa da teknik analizler, olayın mümkün olabileceğini gösteriyor.

F-35’in temel amacı olan görünmezlik kavramı, güncel olaylar karşısında en kritik zafiyetini de beraberinde getiriyor. Yaklaşık 100 milyon dolarlık maliyetiyle dünyanın en pahalı savunma projelerinden biri olan bu uçak, radar emici kaplamalar ve özel geometrik tasarım ile düşman radarları üzerinde minimum iz bırakmak üzere tasarlandı. Ancak uçaktaki tek ve güçlü motor, uçuş sırasında yüksek miktarda ısı üretir; bu da kızılötesi sensörler için uçakta adeta parlayan bir hedef oluşturur. Uzmanlar, “fizik kuralları eninde sonunda kazanır” diyerek ısı enerjisinin tamamen gizlenemediğine vurgu yapıyorlar. Özellikle motor çıkışındaki yoğun ısı, kızılötesi kameralar tarafından kolayca tespit edilebiliyor ve bu durum F-35’in savunmasını zayıflatabilir.

İran’ın hangi teknolojiyi kullandığı konusundaki analizler, pasif kızılötesi tespit sistemlerinin (IRST) avantajına işaret ediyor. IRST, sinyal üretmediği için radar tabanlı savunmaları atlatabilir ve hedefin farkında olmadığını varsayabilir. Bu kapsamda KARAT IRST’nin KIZILELMA ile uyumlu çalıştığı anımsanıyor ve İran’ın kızılötesi güdümlü füzelerle vurucu bir yaklaşım benimsemiş olabileceği değerlendiriliyor. Özellikle Rus yapımı R-27T türü füzelerin, ısıya kilitlenerek hedefe yönelmede etkili olduğu düşüncesi öne çıkıyor. İran’ın, hava üstünlüğünü tam olarak kuramama durumunu telafi etmek için bu tip mühimmatları karadan atılan hava savunma sistemleriyle entegre ettiği savunma uzmanlarının ortak görüşleri arasında yer alıyor. Bu senaryoda kullanılan mühimmatın amacı, uçakları yok etmekten çok onları görev dışı bırakmak şeklinde özetlenebilir.
Olayın en şaşırtıcı yönlerinden biri, F-35’in düşman tehditlerini algılamakta yaşadığı güçlük. Neden mi? Çünkü kullanılan sensörler pasif olduğundan herhangi bir radyo veya elektromanyetik sinyal üretmiyorlar ve böylece tespit edilme ihtimalleri azalıyor. Radar tabanlı sistemler sinyal yayıp bulunduğu için erken uyarı verirken, kızılötesi sensörler uçaklar görünmeden görevde olan tehditleri izliyor. 2018’den bu yana operasyonlarda olan F-35 için bu olay, düşman ateşiyle hasar verilen ilk vakıa olarak kayda geçiyor. Bununla birlikte ABD’nin bölgedeki kayıpları da dikkat çekici; MQ-9 Reaper türü insansız hava araçları düşürüldü, bazı tanker uçaklarında hasar meydana geldi ve dost ateşine yönelik olaylar da belirtilen kayıplar arasında sayılıyor. Ancak ABD’nin İran üzerinde tam hava üstünlüğünü kurabildiğini söylemek henüz mümkün değil; bazı bölgelerde kontrol sağlasa da genel tablo bu yönde netleşmiş görünmüyor. Bu olay, görünmezlik kavramının tek başına yeterli olmadığını gösterirken, çok katmanlı hava savunma ağları ve pasif tespit sistemlerinin giderek daha kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Yeni kuşak savaş uçaklarının, yalnız radar görünürlüğüne odaklanmak yerine ısı izi ve çoklu spektrum tehditlerine karşı yeniden tasarlanması gerektiği sonucunu güçlendiriyor.