Yapay Zeka ve Verimlilik: Gerçekler, Tahminler ve İklim Etkileri Üzerine Yeni Bulgular
yapay zeka son yıllarda iş dünyasında dönüştürücü olarak görülüyor; fakat iki ayrı veri seti ve çalışmanın sonuçları, bu dönüşümün hangi hızla ve hangi alanlarda gerçekleşebileceğine dair net cevaplar sunmuyor. Verimlilik göstergelerinin beklenen hızla yükselmediği, iklim etkileriyle ilgili iddiaların ise kanıt düzeyinin farklılık gösterdiği bir tablo dikkat çekiyor.

Robert Solow’un meşhur paradoksunu anımsatan bir karşılaştırma yapıldığında, bilgisayar çağının üretkenlik üzerindeki etkileri bir süredir tartışma konusu. Başlangıçta düşüş görülebileceği öngörülen bir J-eğrisi fikri, doğru entegrasyonla üretke sıçraması ihtimalini akla getiriyor; ancak bunun hayata geçmesi, AI’nin değer üretme kapasitesine ve şirketlerin süreçlerdeki benimseme oranına bağlı kalıyor.

CEO’lar arasındaki görüşler ise ilginç bir çelişkiyi ortaya koyuyor. ABD, Birleşik Krallık, Almanya ve Avustralya’da yapılan bir çalışmada yöneticilerin yaklaşık %90’ı yapay zekanın istihdam ya da verimlilik üzerinde kayda değer bir değişiklik yaratmadığını düşünüyor. Yine de AI kullanımının haftalık ortalama süre sadece 1,5 saat civarında elde ediliyor ve yöneticilerin çeyreğine yakını hiç kullanmadığını belirtiyor.

Öte yandan, önümüzdeki üç yıl için verimlilik artışı %1,4; üretimde %0,8 artış öngörüleri var. İstihdam tarafında ise şirketler %0,7’lik düşüş beklerken çalışan anketleri %0,5’lik bir artış yönünde ipuçları veriyor. S&P 500 şirketlerinin büyük bir bölümünün 2024-2025 döneminde yapay zekadan söz etmesi, ilginç bir iyimserlikle karşılanıyor; fakat makro verilerde bu olumlamaların belirgin bir sıçramaya dönüşmediği açıkça görülüyor.
St. Louis Fed’in raporunda 2022 sonrasındaki dönemde verimlilikte %1,9’luk ek birikimin hesaplandığı belirtilirken, MIT’in 2024 raporu önümüzdeki on yılda bunun toplam katkısını yalnızca %0,5 olarak öngörüyor. Daron Acemoğlu, bu artışın sıfırdan iyi olduğuna işaret ederken, sektörün iddialı vaatleriyle kıyaslandığında elde edilen sonuçların hâlâ mütevazı kaldığını vurguluyor.
Çalışan tarafında güven konusunda da kaygılar mevcut. 19 ülkeden yaklaşık 14 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmada, 2025’te düzenli AI kullanımı %13 artarken, teknolojiden elde edilen faydaya olan güven %18 geriliyor. Ayrıca yapay zekanın iklim krizine çözüm olup olmayacağı konusunda tartışmalar sürüyor.
Bazı sanayi raporları ve şirket iddiaları, AI’nin sera gazı emisyonlarını azaltabileceğini öne sürüyor. Google’ın 2030 için %5–%10 aralığında bir azalma öngördüğü iddiası, analizlere göre çoğu durumda müşteri deneyimlerine dayanan hesaplara dayanıyor ve veri zincirindeki kaynaklarda önemli bir belirsizlik bulunuyor. Bu iddiaların enerji sistemi üzerindeki etkileri giderek belirginleşirken, yeni enerji yatırımları ve mevcut santrallerin kullanımı üzerinde baskılar oluşuyor. Yine de ileriye dönük bakış, bazı uygulamaların enerji verimliliğini artırdığı yönünde olsa da, mevcut en güçlü tetikleyici olarak büyük ölçekli üretken modeller karşımıza çıkıyor.
Sonuç olarak, yapay zekanın ekonomik değer üretme potansiyeli ile iklim etkileri arasındaki ilişki hâlâ belirsiz. Yatırımların enerji talebini artırması, verimlilikte hızlı bir sıçrama yerine kademeli büyüme sağlasa da, teknolojinin kapsamlı faydalarının ne ölçüde hayata geçeceği ve yatırım kararlarının nasıl şekilleneceği konusunda net bir resim veremiyor.